Merhaba

Milcan

MERHABA

Vira Bismillah!

Güz mevsimiyle birlikte yola koyulduk hedef  belli amaçlı bir yürüyüş bu malum olan ama çeşitli sürprizlere de açık bir seyir. Dünyanın döndüğüne kim inanıyor ya da gökyüzünde fır fır güneş dönüp dururken yok efendim dünya güneşin etrafında dönüyor diyenlere kim itibar ediyor?

Maraş nasıl da kalabalıklaştı yollar insandan geçilmiyor ama tanıdık  sima nasıl sa yok denecek kadar da az.

Hava desen sıcak sanki kıyamet provası yapılıyor mevsim bir türlü güze ulaşmadı . Eylül ayı bu güz nasıl yok hükmünde sayıldı çiğerim parelendi böyle olmazdı MARAŞ ın eylül ü, serin rüzğarlar eser, çınar yaprakları caddeleri doldurur gökyüzünde öbek öbek beyaz bulutlar olurdu.

Yalan dolan arkadaşlar bir türlü gerçekleştirilmeyen dostluklar hey hat kitaplar ın sözleri olmasa bu hayat nasıl yaşanırdı?

DEMOKRASİ  ifriti bir daha milletimizle oyun oynuyor!

Sömürü, aymazlık, eşitsizlikle şekillenen modern dünya bir daha meftunlarına kendi elleriyle tutsaklığı çağırıyor. Şeytanlaşan insanlar kendi varlıklarına bu denli yabancılaşırken Hak, hakikat, adalet gibi kavramlar da unutuluyor.

Ulu davaların aşıkları!

Kaldırın bakışlarınızı, gökler orada, yıldızları tutmak için el verildi sizlere güneşe göçmek içinse ayak ne duruyorsunuz?

Çamur dan çıkın ki adam olduğunuzu anlayın yoksa bu toprak sizi de binlercesi gibi yutacak.

Vatanım, milletim ve KIZIL ELMA.

Büyük hakikatler ulu düşler için yılmak yok insanlık, adamlık ve Müslümanlık  derken Hak tecelli edecek ve gökkuşakları yüreğimizi kuşatacak.

GÖK GİRSİN KIZIL ÇIKSIN

GÖK GİRSİN KIZIL ÇIKSIN.

Yorum yok

Hikmetli Hikayeler

Milcan

TUTSAK PAPAĞAN VE SAHİBİ

Anlatacağım bu hikaye “ölmeden önce ölmek”hakkında. Ölmeden önce ölen kişi hürriyetine nasıl kavuşur,dertlerinden nasıl kurtulurarak mutlu olur ;buna dair bir hikaye.

Bir adamın ,yanından hiçbir zaman ayırmadığı  çok sevimli bir papağanı vardı.Gece gündüz onunla birlikte olur ,onunla oturur onunla kalkardı.Tümsırlasını onunla paylaşırdı.Bir kafeste tutduğu papağanını sabah akşam şekerle besler,su yerine gül suyu içirirdi.Bu papağan insanlar gibi konuşur,cevaplarverirdi.Söyledikleriyle insanları etkilerdi.Sözleri şekerden tatlı idi.Adam papağanından bu can yoldaşından bir an olsun ayrı kalamazdı.

Papağanın sahibi bir gün seyahat hazırlıklarına başladı.Hindistana gitmek istiyordu.gitmeden önce ailesine ,komşularına kısaca çevresindekilere hediye olarak oradan neler istediklerini teker ,teker sordu,sonunda papağanına  da Hindistan dan armağan olarak ne istediğini sordu.Papağan sahibine ,”oraya vardığında  ve benim gibi papağanları gördüğünde onlara benden selam söyle.Halimi onlara anlat gece gündüz bir kafes içerisinde olduğumu söyle ,bakalım sana ne cevap verecekler.Getireceğin o cevap benim armağanım olsun “dedi.

Adam yola çıktı ve gideceği yere sağ selamet ulaştı.Hindistanda bir ağacın üzerinde pek çok papağanın ötüşdüğünügördü.bu kuşlara yaklaştı ve papağanının söylediklerini onlara iletti.”benim sizin gibi bir papağanım var ,yediği şeker ,içtiği gül suyudur,hayatı böylece bir kafes içerisinde geçer durur.Bana benim gibi papağanları gördüğün vakit onlara benim selamımı söyle beni niçin unuttuklarını,beni neden anmaz olduklarını sor onlara  dedive şunları ekledi onlardan bunu ummazdım bir selamı bile benden esirgediler beni hiç mi merak etmezler ,kendileri mutlu vemesut  bir şekilde bahçelerde gezerken bir öğüt ,bir tavsiye olsun vermezler mi?o halde benim işim Allaha kaldı ,bana ancak o yardım eder.

Ağaçtaki papağanlar bu sözleri dinledikten ve kafesteki papağanın selamını aldıktan sonra hepsi birlikte kendilerinden geçerek ölü gibi yere düştüler,adam yerde ölmüşçesine yatan papağanlara bir süre öylece bakakaldı.onları ölmüş sandı ve yaptığına pişman oldu.Kendi kendisine keşke onlara hiçbir şey söylemeseydim yaptığım hiç de hayırlı olmadı tam bir hataydı onların can vermelerine neden oldum kanlarına girdim dedi.Kuşlarla konuştuğuna çok üzüldü fakat neylesin yapacak bir şey yoktu ve yoluna devam etti.

İşlerin tamamladıktan sonra ,gönlü mahzun ,huzuru kaçmış şekilde memleketine dostlarına geri döndü.Büyük,küçük herkese getirdiği hediyeleridağıttı,sıra papağana gelmişti.Papağan sahibine şöyle dedi.”ey sahibim ,ne yaptın,sana ısmarladığım armağanım ne oldu?Adam “armağanı ne edeceksin?Arkadaşlarına selamını keşke söylemeseydim.Söylediklerini onlara ilettim.O sözlerinle onların kanına gireceğimi nereden bilecektim?Beni dinledikten sonra hepsi kondukları ağaçtan ölüp ölüp yere düştüler.Seninaşıklarınmıydı yoksa söyle bana  kimdi onlar?Bir sözünü duyup can verdiler ,nedir bunun  hikmeti,bir türlü anlayamadım.Sana da artık onların yasını tutmak düşer.onlar ki senin uğruna can verdiler,taziyelerini tutmak da sana düşer,uzun bir zaman az ye,az iç ,yolunda can verenlerin yasını tut”.

Papağan sahibinin sözlerini dinledikten sonra hemen o anda oracıkta can verdi.Kafesinde kendinden geçmiş bir şekilde ölü gibi yatıyordu.Sahibi papağanının da diğerleri gibi öldüğünü görünce saçını sakalını yolarak feryat etti,parmağınıısırdı,yüzünüdövdü,yüreğine ateş düşmüştü.Yaptıklarına pişman olmuş bir şekilde inleyip ağlayarak dedi ki”vah bana ki kaybettim kuşumu,yanayım da dumanım göklere çıksın,çıktı bir defa elimden benim can yoldaşım,sevgilim,güzelkuşum,gece gündüz ayrılmadığım,sırlarımın ortağı papağanım… tatlı tatlı konuşan papağanım şimdi nerede?Ey kuşum sendin benim her şeyim,sensiz şimdi ben ne yaparım,bilmiyorum,senin gibisini bir daha ben nerede bulurum?Kaybettim kuşumu neyleyeyim.Üzüntümden artık nasıl güleyim,nerelere gideyim o nu nasıl anlatayım ,sıradan bir kuş gibiydi ama bana sorarsan o bir SİMURG idi”.

Adam böylece bir süre sayıkladı,papağanın acısıylayüreği dağlanmıştı.İnleyerek kafesin kapısını açtı,sanki sevgilisinden ayrılan bir aşıktı,papağanına son bir defa daha bakmak için onu dizinin üstüne koydu.Tam bu sırada papağan birden bire uçtu.Yüksekçe bir yere kondu ve sahibine dönerek”selam olsun sana ben kendi ilime gidiyorum esen kal sen bunun gibi bir fırsat bir daha elime geçmez “dedi.Adam ne olur dur biraz “dedi.”tuz ekmek hakkı için bir dinle ne diyeceğim o kutlu yüzünü bir daha göreyim seni bundan sonra göremem zaten,hem sana bir şey soracağım işin içinden çıkamadım,papağan arkadaşlarına senden selem söyledim ,dediklerini aktardım peki onlar sana ne tür bir cevap gönderdiler?papağan da şöyle cevap verdi”onların ölmeleri ,kendilerinden geçerek yere düşmeleri bana bir mesajdı,kafesten kurtulmak istiyorsan bizim yaptığımız gibi yap diyorlardı,verdikleri öğüt seninle bana gönderdikleri şifre buydu.

Bu şifreyi anlamak gerek.Birliğe ermek istiyorsan ,ölmeden önce öl ki gerçek hayatı bulabilesin eğer canlı kalayım dersen seni kafeste tutarlar,ancak ölünce dir ki seni dışarıya çıkarırlar,kafeste kalarak öleciğine,dışarı çıkarak özgürlüğüne kavuş.Bunca zamandır ölmediğim için kafesten dışarıya bir türlü çıkamadım,ne zaman ki öldüm o zaman dirilerek kurtuldum,yas tutmayı bıraktım,mutluyum,kurtuldum artık öz vatanıma gidiyorum,kafeste kalarak  şekerle beslenmeyi ne edeyim?

Papağan adamın sorusunu bu şekilde cevapladıktan sonra memleketine doğru uçup gitti.Geride kalan sahibi ise kendi kendine bak ne dedi”ben bu kuştan daha aşağı olamam o ölmeden önce öldü ve aslını buldu bari ben de diri iken öleyim de ölerek gerçek dirliği bulayım ölümsüz dirliği ancak ölmeden önce ölenler bulabilir”.

Diri iken ölmeyenler ,ölmeden önce ölenlerin yakaladığı gerçek ve sonsuz hayatı bulamazlar o halde sen de ölmeden önce öl böylece ölümsüz dirliği bul ,birliğe er.Ancak kendi isteğiyle ölen gerçek hayatı bulur .ölme konusunda bir kuştan daha aşağı olma sende Hakka ulaşmak için gel ölmeden önce öl,can alıcı meleğin görevi can almaktır,peki sen ölmeden önce ölmüşsen bu melek geldiğinde neyi alacak?ortada can yok ki …ortada sen yoksun ki…ancak isteğiyle ölen Hakka vasıl olur.

Bu kıssadan alacağımız hisse nedir?Bu hikaye nasıl yorumlanabilir?Papağanın sahibi senin aklın,papağancanın,kafes ise tenindir bu hikayede. O halde canını teninden kurtarCenabıHAKKa ulaştırarak mutluluğa eriştir.Ey akıl sahibi insan gel papağanını ten kafesinden uzak tut,canını ten hapsinden azat et ki asıl vatanına yol alabilesin ,can bu tenden bir an olsun kurtulabilirse bil ki cananına kavuşacak ,sonsuzluğa ulaşacak.

Halk için bu anlattıklarım kuş dilindedir.Hakiki manayı hakikatten yoksun olanlar nasıl bilebilir?Bunu ancak ona ulaşanlar anlar,tatmayan tatlının ne demek olduğunu  bilemez.

Ehline bir işaret yeter o halde sen de işeretlerden anlayanlardan ol ey güvenilir insan.

Bu sözler kıyamete kadar da söylense ,ehil olmayanlar anlamayacaklar ,vesselam.

(GÜLŞENİ TEVHİD DEN)

Milcan

Yorum yok

Nar Çiçeği Şarabı

Milcan

NAR ÇİÇEĞİ ŞARABI

İkindi gölgesi akşama koşarken
Güneş fırtınaları vurur camlara
Hülyalar dolar ıssız sokaklara
Tahta atına binen çocuk şaşkın
Dilinde ıslık gönlünde deli taylar
 
Sokak kıvrılır içime akar
Dünün demirden ağırlığı
Şimşek olur çarpar
 
Az ötede sessizce beklerken akşam
Kuş cıvıltıları duyulur
 
Yeşil nar ağaçlarına
Kıyametin izleri düşer
Kıpkızıl çiçeklenir hülyalarım
Davut öteler de Mezmur okur
İki damla gözyaşım da İsa dirilir
 
Telaş sarar Mikaili
Suru elinde bekler o fısıltıyı
Duyuyorum avazını Cebrailin
Yüreğim param parça oluyor
Sen ey sevgili elinde nar çiçekleri
Dağlıyorsun en onulmaz yaramı

                               ALİ BÜYÜKÇAPAR

Yorum yok

Nefes

Milcan

NEFES

Laleler saçtım hülyama

Düşümde gül cemalin

Dilim de  kutlu adın

Medet ya Şah-ı Hüseyin

 

Bağırım kara toprak

Düşür cemrelerini yak

Cennet kapısı sözlerin

Medet ya Şah-ı Hüseyin

 

Çekince ol salavatı

Titrer deli gönlüm

Topla akan gözyaşımı

Medet ya Şah-ı Hüseyin

 

Yolum oldu senin adın

Kara gecemi aydınlattı

Düşür geceme yıldızını

Medet ya Şah-ı Hüseyin

 

Kapısında kulum mahın

Zincirlerimle yürürüm

Şah Ali daha ne desin

Medet ya Şah-ı Hüseyin

EJDER POLAT

Yorum yok

Yüz Basamak

Milcan

TÖVBE

Yanlış davranışlardan dönüş.Başlangıcı ,nefsin ruha dönüştürülme sürecidir,ortası,yanlış niteliklerden doğru olanlara dönmektir,sonu ,mahluk olmaktan Hakikatın tecellisinde erimeye dönmektir.

Tevbe eylemi sünnet olan şu niyazın yüze yakın tekrarlanmasıyla teyid edilir.

ESTAĞFİRULLAH!

SüfyanSevri “Hakiki tevbenin dört alameti vardır;kıllet,illet,zillet,gurbet.”demiştir.Yani nefsin gücünde azalma,acz,tevazu,yanlış olandan uzaklaşma.Tevbe fakir için nefsiyle mücedeleye girişinin ilk iç işaretidir.Fakir kendisinde hata bulmayıp başkalarında hata bulmayı sürdürdükçe onun için yolculuk henüz başlamamış  demektir.Tevbede yanlış davranışlarla ilk mücadele büyük bir zaferdir.

Avam yanlışlıklar için tevbeeder,havas doğru amellerive onların övülmesinden ötürü..seçkinlerin seçilmişleri de bir an ALLAH dan gafil kaldıklarından ötürü tevbe ederler.

Yolun alametleri ,tevbenin mükafatlarının görülmesidir.Bunları arayıcının yola girmesini,kemal ehlinin de Rahim olan Rabbin bağışına kavuşmasını sağlarlar.

Abdulkadir Es Sufi

Yüz Basamak

Yorum yok

Okunmayan Kitap

Milcan

 

İSLAM DA MÜLK VE HİLAFET – Şahin UÇAR

Ezber bozan bir kitap var elimizde belki bu kitabın baskısını bulamayacaksınız ama yılmadan sahaflara bakmanızı hatırlatmam şart.

Okunmadı bu kitap eğer okunmuş olsaydı Türkiye nin yönetim anlayışı çok değişir yaşadığımız kaos olmazdı.Yönetim anlayışlarının bizi getirdiği yer ortada büyük bir kırılma yaşanıyor gündemde yeni anayasa çalışmaları kör döğüşü olarak sürüyor ama sonuç alınacak mı?

İnsan olarak yüzlerce yıldır yaşıyor ama ideal denilen yönetim sistemini kurmakta zorlanıyoruz.

İslam yönetim anlayışları laik düşünce adına heba edilirken din diyanet mevzusunun alanı dindar insanlar da kırılmalar meydana getiriyor.

“islam medeniyeti gelişmiş ve yaşamış ancak gerçek bir islami rejim uygulayan bir teokratik devlet yahut ”islamdevleti” mevcut olmamıştır.(sh.137)

Kitap böyle diyor ehline duyurulur.

Yorum yok

Merhaba

Milcan

MERHABA

Yazın eşiğindeyiz.

Bahar Maraş da hala devam ediyor.Ahırdağ yeşilin binbir tonundan  mest.Başımızı kaldırıp dağa baktığımız da orada gördüğümüz hatıralar hala canlı sanki zaman geçmemiş dünya ilk yaratılış gününün kıvancı içinde  ne olup bittiğini anlamak ehline malum iken bilmeyenler de bir telaş bir kaos.

Tanıdık yüzler her geçen gün azalıyor!

İkindi ezanları okunurken başlayan sıcak kavuruyor insanı öğlenin mahmurluğuyla akşama taşıyor olup biten büyük sır.

Nerede daha dün birlikte olduğumuz insanlar. Büyük ülkülerin insanları hayatın meşgalesine çarpınca nasıl da un ufak oluyor geriye hiçbir şey kalmıyor.

Türkiyenin insanı hayat karşısında çok acemi erenler.

Seçim tartışması kendi kaosunu da peşi sıra getirdi demokrasinin içini doldurmak göründüğü kadar kolay olmuyor.

Türkiyenin zenginleştiğinden dem vuran insanlar bu zenğinliği topluma yansıtamıyor hatta bu hususda çok da cimri davranıp zenginliği halk dan esirgemenin çabalarıyla ALİ CENGİZ oyunlarıyla meşgul oluyorlar.

Karlı Tanrı dağının gövşen gözlü Bozkurtları!

Roma orada durup sizin adalet,merhemet ,cesaret dolu demlerinize hasret günler geçiriyor.

Elimiz de ZÜLFİKAR dilimiz de HAK nidaları ve bitmeyen aşk özlemleri.

GÖK GİRSİN KIZIL ÇIKIN

GÖK GİRSİN KIZIL ÇIKSIN

Yorum yok
«Önceki Sayfa